19 Mayıs 2009 Salı

Türkan Saylan’ı kaybettik




İSTANBUL - İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü'nde tedavi gören Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, bugün sabah 04.45'te yaşamını yitiridi.

Cuma günü ÇYDD Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında yorulan ÇYDD Genel Başkanı Saylan, Cumartesi günü İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü'nde tedavi altına alınmıştı.

Türkan Saylan, kan değerlerinin düşük çıkması nedeniyle, son günlerinde ziyaretçi kabul edemiyordu. Uzun süredir kanserle mücadele eden Türkan Saylan, 5 yıldır düzenli kemoterapi tedavisi görüyordu.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Onkoloji Enstitüsü doktoru Yavuz Dizdar, Saylan'ın, 19 yıldır İÜ Onkoloji Hastanesinde tedavi gördüğünü belirtti.

Tedavi süreci, son 7 yılda, ilerlemiş hastalık tablosu şeklinde seyrediyordu. Buna karşılık son iki haftalık süreçte vücut fonksiyonlarının tedrici olarak bozulması üzerine Saylan'ın onkoloji tedavisinin sonlandırıldığına dikkat çeken Dizdar, "Bu sürede sadece destek tedavisi sürdürülmüştür. Bütün girişimlere rağmen Prof. Dr. Türkan Saylan, 18 Mayıs, saat 04.45'te hayata gözlerini yummuştur. Saylan'a Allah'tan rahmet, ailesine ve bütün sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum" dedi.

'Saylan kansere direnmenin de sembolüydü'

Türkan Saylan'ın doktorlarından Prof. Dr. Pınar Saip ise Saylan'ın, son 24 saate kadar bilincinin açık olduğunu, hatta Cumartesi sabahı dondurma yiyerek su içtiğini söyledi. Saylan'ın sorulara da mantıklı cevaplar verebildiğini dile getiren Saip, "Son 24 saatte bilinci kapandı. 7-8 yıl boyunca kemoterapi alarak yaşamla ilgili sorumluluklarını yerine getirmiştir. Bunun sonunda da ölümü büyük bir vakarla, kendisinden beklenen sorumlulukla, onurlu bir şekilde karşılamıştır" diye konuştu.

Türkan Saylan'ın naaşı bugün defnedilecek. Saat 14.00'te Lütfi Kırdar’da tören düzenlenecek, ardından Teşvikiye Camii'nde ikindi namazının ardından cenaze namazı kılınacak. Saylan daha sonra, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

Teşvikiye Camii'ndeki cenaze törenine katılanlar Rumeli Caddesi, Halaskargazi Caddesi ve Büyükdere Caddesi'nden yürüyerek Zincirlikuyu Mezarlığı'na gidebilecek.

ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Aysel Çelikel, cenaze töreninin hiçbir siyasi boyutunun olmayacağını, sadece halkın sevgisine dayalı bir tören gerçekleştirileceğini söyledi.

Çelikel, "Hoca çok teferruatlı işleri sevmezdi. Rahatsız edici törenlerden çok hoşlanmazdı. O yüzden Lütfi Kırdar'da 1 saatlik bir tören yapacağız. Bir kaç kişi konuşacak. Her gelen konuşamayacak. Bunları da tespit ettik" diye konuştu.

Cenazeye çelenk göndermek yerine ÇYDD'ye bağışta bulunulması istendi.



8 Şubat 2009 Pazar

Slumdog Millionaire




film hakkında

Modern Hindistan’ın rengarenk ve hiperaktif sokakları, Danny Boyle’ın heyecan verici yeni filmi Milyoner’in sıcak ve enerjik arkaplanını oluşturuyor. Film, sadece en güçlülerin hayatta kaldığı, ihanetin günlük bir ritüel olduğu, açgözlülük ve yolsuzluğun her köşeden fırladığı bir toplumun değişken portresi.
Jamal fakir, koca gözlü ve başı beladan kurtulmayan bir çocuk. Korkunç bir olay hayatını alt üst edecektir: Bir protesto sırasında, annesi gözlerinin önünde vahşice öldürülür. Seneler sonra, Jamal’la bu kez bir Hint televizyonundaki bir yarışma programında karşılaşıyoruz. Şaşırtıcı bir şekilde, Jamal tüm sorulara birer birer doğru yanıtlar vermekte ve milyoner olma yolunda ilerlemektedir. Eğitimsiz bir “hint fakiri” bütün bu soruların cevaplarını nasıl bilebilir? Kısa süre içinde şaşkınlık şüpheye dönüşür ve Jamal basit bit yarışma programının aslında hayatındaki en önemli sınav olduğunu anlar.
Sosyal, ekonomik ve politik mevzuların insan hayatının her ânını şekillendirdiği bir dünyada geçen film, seyirciyi göz alıcı bir görsel deneyime davet ediyor. Genç oyuncu kadrosunun nefes kesici performansına, bir de Mumbai’nin kaotik, sıcak ve terli sokaklarının atmosferini tüm inceliğiyle ekrana taşıyabilen Boyle’un ustalığı eklenince, Milyoner heyecanlı ve sürükleyici bir sinema deneyimine dönüşüyor.

yönetmen hakkında

1956, Manchester doğumlu Danny Boyle film yönetmenliğine başlamadan önce tiyatro ve televizyonda çalıştı. İlk filmi Mezarını Derin Kaz (1994) ile büyük beğeni toplayan Boyle, kült yönetmen mertebesine ikinci filmi Trainspotting (1996) ile ulaştı. Yönettiği diğer filmler arasında Olağanüstü Bir Hayat (1997), Kumsal (2000), 28 Gün Sonra (2003), Milyonlar (2004) ve Gün Işığı (2007) bulunuyor.

festivaller

  • 2009 Altın Küre Ödülleri: En İyi Yönetmen, En İyi Film, En İyi Orijinal Müzik, En İyi Senaryo
  • BAFTA Ödülleri Adaylıkları: En İyi İngiliz Filmi, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu, En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Müzik, En İyi Senaryo, En İyi Ses, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
  • Toronto Film Festivali: İzleyici Seçimi Ödülü
  • Austin Film Festivali: İzleyici Ödülü
  • Şikago Film Festivali: İzleyici Seçimi
  • Londra Film Festivali
  • Oslo Film Festivali

Yönetmen
Danny Boyle
Senaryo
Simon Beaufoy
Görüntü Yönetmeni
Anthony Dod Mantle
Kurgu
Chris Dickens
Oyuncular
Dev Patel, Freida Pinto, Madhur Mittal, Anil Kapoor, Irrfan Khan
Yapımcı
Christian Colson
Prodüksiyon Şirketi
Celador Films, Warner Bros., Film4

2 Şubat 2009 Pazartesi

Organik Bela

Burada sabahlar her yerden daha erken başlar. Havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez o yada bu şekilde erken başlar. Sabah gözlerimi açtığımda rutin günüme merhaba dedim kendi kendime, şöyle bir camdan baktığımda herşey yine aynıydı dış duvarda asılı duran kafes, bahçedeki rengarenk çiçekler evi dört bir yanını saran yorgun çitler ve gözün alabildiğince yemyeşil bir manzara. Neredeyse her sabah uyanışımda buranın büyüsünü keşfettiğim gün gelir aklıma ve eski gençlik günlerimdeki cehaletime kendim bile gülerim. Her işte bir hayır vardır derler fakat benim burayı keşfediş günüm anneannemin ölümü ile gerçekleşti ve bir şekilde bu günlere kadar geldim, o zamanlar buraya geldiğimde daha 22 yaşındaydım şimdi bakıyorum da ne kadar çok zaman geçmiş, o zamanlar nefret ettiğim bu ev nasılda kendine bağımlı hale getirmiş beni.

Her sabah rutin bir hayatım vardır burada, uyan, hazırlan, karnını doyur ve işlere koyul işler dediğim öyle şehirdeki işler gibi işler değil tabiki. Gerçek işler bağ bahçe işleri, burası şehir yaşantısına uzak olduğundan kendi kendimin patronu olmaya karar verdim ve bahçeyi adam ederek mevsimin sebze, meyvelerini yetiştirmeye karar vermiştim, bu ilk etapta sandığımdan daha zor geldiyse de beni çok daha mutlu ettiği apaçık belliydi.

Bahçemde her çeşit sebze meyve yetişiyordu bunları satmanın yanında en güzel yanı ise hergün bu taptaze gıdalar ile beslenmek tabikide. Adeta gençlik zamanlarımdan çok daha güçlü ve enerji doluydum.

Bu ıssız terk edilmiş ormanda tek başına yaşamaya çalışmak sandığım kadar kolay değildi, sonuçta büyük bir şehirde dünyaya gelip uzun yıllar yaşadıktan sonra böyle izole bir hayat ilk etapta çok zor geliyordu fakat bu yalnızlığım sandığımdan kısa sürdü. Çeşitli şehirlerdeki marketlere, pazarlara sattığım ürünler gün geçtikçe duyuldu ve çok talep görmeye başladı ve bir gün çalan telefonda iş bağlantısı kurmaya çalışan kişi bir bayandı çok şaşırmıştım çünkü pek bayan aramazdı bu işlerle alakalı kişiler genelde pazarcılar, marketçiler olurdu ve bunlarda erkek olurlardı genelde, fakat bu kez telefondaki ses bir bayandı. Her zamanki iş prosedürleri konuşuldu ve telefon kapandı çok heyecanlanmıştım eş, dost ve aile dışında buraya yıllardır yabancı bir bayan gelmemişti fakat asıl beni şaşırtan olay bu kadar heyecanlanmamdı binlerce bayan tanımıştım şimdi ne oluyordu da telefonda bir iş bağlantısını yapan kişi kadın diye bu kadar panik oluyordumki. Bunun üzerinde pek fazla durmadım herhalde bu yaban hayat beni de içine çekip azda olsa yabanileştirmişti, nede olsa yıllardır burada yalnızdım diye düşündüm ve kendime bile çaktırmadan heyecanla ertesi güne hazırlık yapmaya başladım.

Günler erken başladığı gibi erkende biter burada bahçe işleri bitince yemeğimi yer ve bahçeye uzanıp kitap okurdum hergün, bu bahçe işlerine başladım başlayalı da botanik kitaplarına ilgim çok artmıştı yetiştireceğim sebze ve meyveler hakkında her gün yeni bir şeyler öğrenip hemen uygulamaya geçiyordum. O gün herhalde çok yorulmuş olduğumdan bahçede kitap okurken uyuya kalmışım. Sabah yemyeşil yaprakların arasından sızan pırıl, pırıl güneş ışığının gözüme gözüme girmesi sonucu her zaman olduğundan da erken kalkmıştım bugün, iyide olmuştu aslında, bugünkü iş görüşmesi için son hazırlıkları yapabilirdim. Yüzümü bile yıkamadan hemen sebze bahçeme geçip biraz domates biraz biber birazda salatalık topladım ve bahçemdeki buz gibi pırıl pırıl kuyu suyu ile yıkayıp bahçe masama bıraktım.

Tamda eve girdiğim anda telefonum çaldı arayan yine aynı sesti nedense yine bir heyecan kaplamıştı tüm bedenimi, yolda olduklarını ve detaylı yol bilgisini anlatmamı söyleyen kadına adres bilgilerini detaylıca verdikten sonra kadının yalnız olmadığını anladım çünkü yoldayız demişti tabikide yalnız gelmeyecekti iş için geliyordu ve tanımıyordum bile.

Sonunda bahçedeki yorgun çitlerin gıcırtı seslerini duydum ve hemen bahçeye koşturdum. Karşımda yaşlarının benden büyük olduğu hemen göze çarpan 2 adam ve yaşı benimkinden büyük olsa da çok fazla bir fark yokmuş gibi görünen Çağla hanım. İkram ettiğim sebzeleri çok beğenmişlerdi ve fiyat konusunda da anlaşırsak hemen anlaşmaya hazırlardı aslında bu diğer anlaşmalarımdan biraz farklıydı Çağla organik sebze ve meyve satıyordu internet üzerinden, talep pazarlardaki kadar olmadığından küçük miktarlarla da uğraşmam gerekecekti

Fakat nedenini bilemeden bu anlaşmayı onayladım ve bahçelerimi gezdirmek üzere hep beraber arkaya geçtik. Büyülenmişlerdi adeta onların o halini görünce anneannemi hatırladım nede olsa bende onun cenazesi için geldiğim zaman buraya bağlanmıştım ve kendi kendime söz vermiştim burayı boş bırakmayacağım diye. Tüm konuşulması gerekenler konuşulduktan sonra evde ayrıldılar bende hemen işe koyulup istedikleri siparişleri hazırlamaya başladım.

Aklımın bir köşesinden nedense çağla silinmiyordu esmer parlak teni, yemyeşil gözleri kendinden emin tavrı ile büyülemişti beni. Tam ben kafamda bin bir türlü hayaller kurarken telefon çaldı arayan Çağla idi anlaşmadan çok memnun kaldığını ve sık sık kendisinin de gelip ilgileneceğini söylemişti, bu haber beni tabikide havalara uçurmaya yetti de arttı bile. Neredeyse hergün arıyordu Çağla, hatta zaman zaman çok taze meyve sebze olduğunda şunu bunu da yolluyorum diye bende arıyordum. Aradan 1 hafta kadar geçmişti ki Çağla tekrar geldi bu sefer yalnızdı ve meyvelere de bakmak istediğini söyledi, meyveleri gösterdikten sonra kendim için ürettiğim şaraplardan tattırmak istedim ve koyu bir muhabbete girdik.

Göründüğünün aksine konuşunca çok narin biri oluyordu. İkimizde birbirimizin geçmişleri hakkında konuştuktan sonra hava gitgide kararıyordu alkolünde etkisi ile isterse geceyi burada geçirebileceğini söyledim şaşkınlık verecek bir şekilde çok normal karşıladı ve kalabileceğini söyledi.

Akşam yemeği için Çağla bahçeden istediği sebzeleri toplarken bende mutfakta hazırlıklara başladım. Ne zamandır burada biriyle beraber yemek yememiştim herşey heyecanlandırıyordu beni sanırım ara sıra şehre gidip insanlar ile iletişim kurmalıydım burada yalnızlıktan tüm huylarım değişmişti diye düşünürken Çağla girdi içeriye ve beraberce yemek yapmaya başladık. Çağla eğitimini yurtdışında işletme üzerine tamamladıktan sonra Türkiye ye dönünce gıda sektöründe çalışmaya karar vermiş ve kendini o yönde eğitmiş.

Yemeklerimizi yerken de içmeye devam ettiğimiz şarabın etkisi ile iyice samimi olduk ve birbirimiz hakkında fikir sahibi olduk. O kadar çok ortak yönümüz vardı ki oda tıpkı benim gibi yaşadığı sorunlardan bunalıp hayatının yönünü bir anda değiştirenlerdenmiş.

Sabah olduğunda tüm büyü bitmiş gibi geldi bir anda fakat en kısa zamanda tekrar geleceğini söyleyerek evden ayrıldı. Her zaman yalnız olmama rağmen bu sefer sanki boş bir kuyuya düşmüş gibi hissettim kendimi sanırım bu ilişkide heyecan ve arkadaşlıktan fazlası vardı. Uzun uzun düşündükten sonra hislerimi Çağlaya anlatmaya karar verdim ve hemen telefona sarılıp en kısa zamanda tekrar gelmesini dilediğimi anlattım, sanki oda bu telefonu beklermişçesine çok sevindi ertesi gün geleceğini söyledi. Vakit durmuştu bu sefer her gün su gibi akıp geçen vakit bugün o kadar yavaş ilerliyordu ki neredeyse ben kalkıp şehire gidecektim. Kendimi sakinleştirip beklemeye başladım ve o gün geldi aklımdan geçip duran çılgınca düşünceler vardı fakat hiçbirinin mantıklı açıklaması yoktu. Resmen Çağlanın burada benimle beraber kalmasını istiyordum bu her ne kadar uzak ve çılgınca bir fikir olsa bile fikrimi Çağlaya söylemeye kararlıydım.

Bu kez Çağla’yı şehirden ben aldım ve çevreyi gezdire, gezdire eve doğru yola koyulduk, yolda bu çılgınca fikrimden çağlaya bahsettim ve asıl çılgınca olaylar o dakikadan sonra gelişmeye başladı, bu fikrime çok sıcak bakmıştı hatta çok sevinmişti her ne kadar tedirgin edici bir endişesizlik varsa da ortamda böyle bir anda bunu dert edecek değildim. Etrafı iyice gezdirdikten sonra evde doğru yola koyulduk yolda sanki yıllar tanışıyormuşuz gibi eskiden üstünde oturup şarkılar söylediğim, kitaplar okudum ağaçlara gösterdim herşey o kadar hızlı gelişiyordu ki ben bile yetişemiyordum. Yemeklerimizi yerken taşınma işlerinin detaylarını iyice konuştuk Çağla işlerini internet üzerinden hallettiği için sadece eşyalarını alıp gelmesi yeterli olacaktı bu işleride beraber yapmayı teklif ettim fakat kabul etmedi kendisinin sabah erkenden her şeyi halledebilceğini söyledi bende zorlamadan onayladım.

Bu kadar basit miydi herşey, her ne kadar yetişkin olsakta bu konuda fikir alabileceği bir aile ye sahip değimliydi? Bunları kafamdan her ne kadar sorguladıysam da hiç bir şey yansıtmadım sonuçta yetişkin insanlarız bunlarda kendi düşünmesi gereken problemler. Derken gece geç saatlere kadar oturduk yatma vakti geldiğinde ise ilk kez beraber yattık ve çok güzel bir gece geçirdik. Sabah uyandığımda Çağla gitmişti bile ilk etapta içimi bir korku sarmış olsa da gece söylemişti işlerini erkenden halledeceğini bir yanım bu kadar korkarken diğer bir yanımda herşey bu kadar sorunsuz geliştiği için tarifsiz bir neşe içindeydi, derken bende bir süredir ihmal ettiğim bahçe işlerime koyuldum hemen, hava kararmak üzereydiki yorgun çitlerin sesi Çağlanın geldiğin in haberini verdi hemen koşup eşyalarını taşımasına yardımcı oldum yanında sadece 2 koca bavul ve bir kolide bilgisayarı vardı, sanki bir yerden bir şeyden kaçıyormuş gibi bir görüntü yaratmıştı o anda gözümde ama bütün bu düşüncelerin uzun zamandır yalnız olmamdan kaynaklanan paranoyalar olduğunu düşünerek hiç önemsemedim.

Birbirimize her geçen gün iyice alışıyorduk hiçbir sorun problem yaşamıyorduk hatta ikimizin de işlerinin çok bağlantılı olmasından dolayı işlerimizde eskisinden daha iyi bir hal almıştı, civardaki köylerdeki köylülerle bile iletişim kurmaya başlamıştım Çağla sayesinde eski anti sosyalliğim gitgide yerini eski sıcak, sevecen günlerime bırakıyordu yerini.

Bir sabah erkenden çalan telefon ile uyandığımızda telefonu Çağla açtı fakat telefonun diğer ucundaki ses anneme aitti, bu güne kadar böyle bir ev arkadaşlığından hiç bahsetmemiştim onlara fakat sesimdeki canlılıktan olsa gerek gayet doğal karşıladı hayatımda gelişen bu olayları ve hafta sonu gelmek istediğini belirterek telefonu kapattık. Telefonu kapattığımda ilk tartışmamıza başlamıştık bile, hafta sonu Çağla annem ile tanışmaya hazır olmadığını ve hafta sonunu şehirde geçireceğini söylüyordu bana, bende ısrarla bunda bir sakınca olmayacağını ve tanışmalarını istediğimi söylüyordum. Sonunda kazanan ben oldum ve tanışmaya ikna ettim Çağla’yı.

Hafta sonu geldiğinde büyük bir heyecanla annemi beklemeye koyulduk annem geldiğinde benim sandığımdan da sıcak karşıladı Çağla’yı, hep beraber kahvaltı edip işlerimiz hakkında muhabbete koyulduk fakat Çağla’da sebebini çözemediğim bir tedirginlik vardı derken Çağla telefonunun çalması ile bahçeden dışarıya çıktı kısık sesle konuşmasına rağmen etrafta hiç ses olmadığı için tüm konuşmaları oturduğumuzu yerden duyuyorduk bir adamı azarlıyordu nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirsin gibi şeyler söylüyordu. Her ne kadar tedirgin olduysak ta hiçbir şey belli etmeden güne devam ettik fakat aklımdan atamıyordum kimle konuşuyordu neden o kadar sinirlenmişti? Gece olup yataklarımıza yattığımızda merakıma yenik düşerek telefonda kimle konuştuğunu sordum ve hiç beklemediğim bir tepki ile çok sinirlendi, ve sadece uyumak istediğini söyleyerek sırtını dönüp konuyu kapattı. Annem de evde olduğundan konuyu daha sonraya erteledim. Sabah olduğunda herkes de bir gerginlik vardı sanki bu gerginlik yerini bir anda çalan telefon ile panik haline çevirmişti, Çağlayı bu halde göreceğimi hiç tahmin etmezdim sanki o naif kız yok oldu onun yerine gözlerinden alev fışkıran argo bir kadın oluvermişti.

Bir insanı bu kadar panikletip çılgına çeviren ne olabilirdi ki? Derken Çağla hızla içeriye girip eşyalarını toplamaya başladı. Annem in dehşet içindeki bakışları ile hemen peşinden koşup neler olduğunu anlamaya çalıştım fakat tek bir kelime ediyordu -gitmem gerek!

Eşyalarını toplayıp panikle evden kaçarcasına çıkarken bir anda bu çevrede hiç duymadığım

araba hatta siren seslerini duymaya başladım. Polisler anında evin etrafını kuşattı ne yapacağımı şaşırdım derken polislerin çoktan kelepçelemiş olduğu Çağla eve doğru getiriliyordu.

İlk etapta ne Çağladan nede polislerden hiçbir bilgi alamadım, fakat etraf az sakinleşince duyduklarıma inanamadım!

Çağla bu organik sebze meyve adı altında yurtdışına uyuşturucu sokuyormuş. Benle hemen yaşamaya karar vermesindeki en büyük sebep ise buradan daha gizli ve sevgili ilişkisinden yararlanıp bir bedel ödemeden sebze meyve alışverişi altındaki uyuşturucu satışını gerçekleştirmekmiş. Annem ne yapacağını şaşırmış bir halde gözlerinde 2 duyguyu birden barındırıyordu panik ve ben sana demiştim bakışları fakat şuan kimsenin suçlayıcı bakışlarını düşünecek durumda değildim çok uzun bir zamandan sonra güvendiğim hatta evime kadar yerleşmesini istediğim kişi bambaşka biri çıkmıştı.

Bütün bu olanlar yetmezmiş gibi benim evim ve bahçemde de detaylı aramalar yaptı polisler tüm bu olaylar olurken annem in tüm psikolojisi adeta dışa vuruyordu ama sessizliği tercih etmişti beni daha fazla üzmemek için.

Tamda herşey yoluna girdi diye düşünürken yine olanlar olmuştu, hayatıma uzun süreden sonra bir kadın girmişti çıkışı da aynı girişi gibi tam sürat olmuştu.

Her ne kadar üzülürsem üzüleyim bu ev hep bana bir şeyler öğretiyor, ama hep en zor yollardan öğretiyor. İlk olarak anneannemin ölümü ile kendimi keşfedişim, kendimi keşfedip yada keşfettiğimi sanıp çevremi keşfedemeyişim…

O gece tabiki de dağ evinde kalamazdım birkaç parça eşya alıp annemin evine gitmek en iyisi olurdu. Evden çıkmadan önce dönüp şöyle bir eve baktığımda hiçte pişman olmadığımı fark ettim evet çok üzülmüştüm ama bu evde bir şeyler vardı gıcır, gıcır tahta zemini, taş duvarları, insanla adeta konuşan çitleri… Buradan gitmeden yapmam gereken son iş ise evin dış duvarında asılı duran kuşları almak, anneannemin de benimde burada yalnızlığımızı en iyi gideren dostlarımızı yani.

23 Ocak 2009 Cuma

The Knife



The Knife İsveçli elektro ikilisi. 1999 yılında biraraya gelen ikili Karin Dreijer Andersson (eski Honey is Cool elemanı) ve Olof Dreijer kardeşlerden oluşuyor. İkili aynı zamanda kendi plak şirketleri Rabid Records’u yönetiyor. Dört full length albümleri ve 10’dan fazla single’ları var.

* Royksopp grubu ile «What Else is There» şarkısına eşlik etmiştir Karin Dreijer Andersson
Albümleri:

The Knife Rabid Records 2001
Deep Cuts Rabid Records 2003
Hannah med H Soundtrack Rabid Records 2003
Silent Shout Rabid Records 2006

Single’lar:

* «Afraid of You» (2000)
* «N.Y. Hotel» (2001)
* «Got 2 Let U» (2002)
* «Nedsvärtning» (2002)
* «Heartbeats» (2004) # 54 SWE
* «You Take My Breath Away» (2003)
* «Pass This On» (2003)
* «Handy-Man» (2003)
* «Like a Pen» 2006
* «Marble House» (2006)
* «Silent Shout» (2006)
* «We Share Our Mothers’ Health» (2006)
* «Christmas Reindeer» (2006)
* «Na Na Na» (2007)

Pass this on from krft on Vimeo.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Eşi Benzeri Yok



Parmakizinizden Tablo Yapın

Dünyada yalnızca sizde bulunan ve başka bir eşi daha olmayan birşeydir parmakiziniz. Bu güzel özelliğinizden evinizin yada ofisinizin duvarına asabileceğiniz ilgi çekici tablolar yapmaya ne dersiniz? İşte size örnekler, göze gayet hoş geliyorlar değil mi?
http://www.yazarkafe.com/Blogs.aspx?main=main#13629

18 Ocak 2009 Pazar

Terry Richardson





Terry Richardson (born 1965) is a noted American photographer.

Richardson was born in New York City and was raised in Hollywood, California. He has been producing work since the late 1980s and has shot advertisements for numerous fashion designers, including Sisley, Chloé , Miu Miu , Gucci, Levi's, Hugo Boss, Anna Molinari, Baby Phat, and Matsuda. In addition to advertisement work, Richardson has also shot editorial photographs for a wide array of magazines, including Vogue, Harpers Bazaar, The Face, and Dazed & Confused. He is the son of fashion photographer Bob Richardson. He has exhibited in Japan, London, New York and Paris.

Richardson's published output is not limited to the contractual work listed above – the full body of his photography can be amusing, bizarre, and shocking to most. Much of it contains sexual elements of a kind not ordinarily seen in mainstream media. His trademark style is notably raw, direct, and amateurish, though he is not an amateur. A great deal of his photography can be viewed on his website.

_________________________________________________________________________

From http://www.terryrichardson.com/

Terry Richardson is an international celebrity as well as one of the most prolific and compelling photographers of his generation. Known for his uncanny ability to cut to the raw essence of whomever appears before his lens, Mr. Richardson's vision is at once humorous, tragic, often beautiful, and always provocative.

Born in New York City and raised in Hollywood, Terry began photographing his environment while attending Hollywood High School and playing in a punk rock band. And he hasn't stopped shooting since. Mr. Richardson has lensed campaigns for such clients as Gucci, Sisley, Miu Miu, Levi's, Eres, Chloe, APC, Carolina Herrera, Nike, and Kenneth Cole. Terry's editorial work has appeared in magazines such as Vogue, French Vogue, British Vogue, Japanese Vogue, I-D, Dazed and Confused, GQ, Harper's Bazaar, W, and Purple, as well as a host of worldwide
publications too numerous to mention.

Mr. Richardson is also a favorite among famous actors and musicians. His impressive list of subjects includes Daniel Day Lewis, Faye Dunaway, Leonardo DiCaprio, Vincent Gallo, Tom Ford, Marc Jacobs, Sharon Stone, Mickey Rourke, Jay Z, 50 Cent, Kanye West, Mena Suvari, Johnny Knoxville, Nicolas Cage, Dennis Hopper, Maggie Gylenhall, Karl Lagerfeld, Pharell Williams, Chloe Sevigny, and many others.

Terry has been the subject of numerous group shows as well as one man shows at such esteemed galleries as The Alleged Gallery in New York City, The Shine Gallery in London, Gallery Emanuel Perriton in Paris, The Parco Gallery in Japan, and most recently, Deitch Projects also in New York City.

Many books have also been published throughout the span of Terry's career. His first book, entitled Hysteric Glamour, was published in 1998; this was followed by Son of Bob in 1999, Feared by Men Desired by Women in 2000, Too Much in 2001, and 2004 saw the publishing of both Terryworld and Kibosh.


Terry has recently made the transition from still photography to film as well, helming music videos for Primal Scream, Death in Vegas, and Whirlwind Heat in addition to television commercials for Tommy Hilfiger and the internet company Wanadoo. His feature film debut "Son of a Bitch," is currently in development and is sure to captivate audiences with its stark portrayal of a father and son's struggle with love and hate.

Whatever the medium, Terry Richardson continues to prove that he is a true American Original.